|
Sayfa 3 Toplam: 11
AV TURİZMİ
Turizm, genel anlamda insanların sürekli yaşadıkları yer dışında siyasi bir amaç gütmeksizin dinlenme, eğlenme, gezme, görme, iş, merak, kültür, spor yapma, deneyim kazanma vb. amaçlarla yaptıkları geçici seyahat ve konaklamalarından doğan iş ve ilişkiler bütünüdür.
Av turizmi ise, avcıların sürekli yaşadıkları yer dışındaki bir bölge veya ülkede avlanmak, dinlenmek ve spor yapmak amacı ile yaptıkları geçici seyahat ve konaklamalarından oluşan ve gidilen ülke ve bölge ekonomisine önemli katkılar sağlayan bir turizm türüdür (Ege: 1996, 54).
Devlet Planlama Teşkilatı Özel İhtisas Komisyonunun ormancılık ile ilgili hazırladığı raporda av turizmi, “av kaynaklarının yerli ve yabancı avcıların kullanımına sunulması, bu kaynakların estetik ve turistik yönlerden değerlendirilmesi suretiyle ülke ekonomisine katkıda bulunmasını amaçlayan turizm faaliyetidir” şeklinde tanımlanmaktadır (DPT: 1985, 251). Dolayısıyla, av turizmi turizmin bir parçası olup, yerli ve yabancı avcıların avlanmak amacıyla gittikleri yerlerde, başka özellikteki yaşama biçimlerini görüp dinlenmelerine ve spor yapmalarına olanak sağlayan, bölge ve ülke ekonomisine katkıda bulunan bir kaynaktır. Bu nedenle, ülkenin av potansiyelinden sürdürülebilirlik çerçevesinde yararlanabilmek, doğadaki bütün yaban hayvanlarının türlerini kendi yaşam ortamlarında sürekli kılacak sayıda olmalarını sağlayan tüm tedbirlerin alınması gerektirir. Bugün dünyada bir çok ülke av turizmi sayesinde, hem av hayvanlarının yaşam alanlarını ve kendilerini koruyabilmekte, hem de ülke ekonomilerine katkı sağlayabilmektedir (Usta: 1994, 70). Bu bağlamda; av turizminin, özellikle gelişme uğruna doğanın bilinçsizce tahrip edildiği, gelişmekte olan ülkeler açısından doğal dengenin korunması için bir gereklilik olduğunu söylemek olasıdır. Aksi takdirde, bu ülkeler doğal kaynaklarının bir kısmını kullanmaktan vazgeçmenin ötesinde, yetersiz olan ekonomik güçlerinin bir kısmını bu kaynakların korunması için harcamak zorunda kalabileceklerdir. Türkiye’nin henüz av turizmini geliştirerek, av turizmi için kullanılabilecek alanları koruyup çoğaltma şansına sahip olan ülkelerden birisi olduğu söylenebilir.
TÜRKİYE’DE AVCILIK VE AV TURİZMİ
Tarih boyunca doğa ile iç içe yaşamaları nedeniyle, Türkler açısından av ve avcılık, vazgeçilmez bir uğraş olagelmiştir. Türkler, avcılıktan yiyecek ve giyecek ihtiyacının karşılanması yanı sıra, ordunun eğitimi ve yetiştirilmesinde de yararlanmışlardır (Ege: 1996, 104). Ancak, bu uğraşın büyük ölçüde bilinçsizce yapıldığı, bu durumun ise, Orta Asya’nın çölleşmesine ve bozkırlaşmasına katkıda bulunduğu söylenebilir. “TRT’nin belgesel olarak gösterdiği “İpek Yolu”nun Orta Asya ile ilgili kısımlarında geçen Gobi ve Taklamakan çöllerinin bir zamanlar, sulak ve ağaçlarla kaplı bir yöre olduğu, fakat doğada büyük oranda insanların sebep olduğu değişikliklerle çöle dönüştüğünün tespit edilmiş” (Serez: 1985, 141) olması, yukarıdaki savı destekleyici bir örnek olarak verilebilir.
Doğadan üretilenden fazlasını almak her zaman zarar getirmiştir. Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu dönemlerde, avlanmaya düşkün bazı padişahlar ( I., II., III. ve IV. Murat’lar, Yıldırım Beyazıt, Fatih, Yavuz ve Kanuni Süleyman gibi ) 500’ün üzerinde görevlileriyle, Trakya, Bursa ve Manisa yörelerinde avlanmışlardır. Fakat, o zamanlar doğada av kaynakları oldukça zengin ve nüfus yoğunluğu oldukça düşüktü. Ateşli silahların icadı vb. gibi etkenlerin yanı sıra, kara yollarının yapılmasına paralel olarak artan motorlu araçlarla hemen her yere ulaşılması ve denetimsiz olarak uzun süre sürdürülen avcılık sonucu kaynaklar giderek azalmıştır. 25-30 yıl öncesine kadar bir yasak ve sınırlama olmaması nedeniyle, Doğu Anadolu’da NATO görevlileriyle birlikte yerli avcıların helikopter ve modern silahlarla yaban keçisi ve yaban koyunu avlamaları bir sorun olmuştur. Binlerce hayvan o dönemde yok edildi. Yine aynı dönemlerde sayısız keklik ve Bafra yöresinde yaşayan sülünler NATO görevlileri tarafından kendi memleketlerine götürmüşlerdir (Serez: 1985, 141).
Her ne kadar Cumhuriyet döneminden önce de Osmanlı Devleti tarafından avcılık hakkında çeşitli yasal düzenlemeler yapılmışsa da, Osmanlı devletinin hem sınırlarının geniş olması hem de halkın bilinçsiz olması nedeniyle av alanlarının denetimi gerektiği şekilde yapılamamıştır. Bu düzensiz avcılık cumhuriyetin ilk yıllarında da olanca hızıyla devam etmiştir.
İlk kez ciddi anlamda avcılığa bir düzen getirilmesi ihtiyacı 1937 yılında duyulmuş ve bu amaçla 3167 Sayılı “Kara Avcılığı Kanunu” çıkartılmıştır. Av turizmi ise Türkiye’de 1950 yılında başlamıştır. 1970’li yıllara kadar ülkemize gelen yabancılar, kendi olanakları ile avlanmışlardır. Bu yıllarda bazı seyahat acentaları av turizmini programlarına dahil etmişlerdir. Ancak seyahat acentaları aracılığı ile gelen yabancılar, herhangi bir yasaklama ve sınırlama olmaması nedeniyle katliamlara varacak şekilde avlanmışlardır. Bu olumsuz gelişmeler üzerine 1969-1970 av mevsiminde Merkez Av Komisyonu tarafından bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Bu kapsamda, avlanmak av teskeresine bağlanmış, av turizmi izin koşulları ve özel av izin belgelerinin ana esasları belirlenmiştir (Turan: 1985,18).
|