|
AV TURİZMİNİN HUKUKSAL AÇIDAN İNCELENMESİ |
|
|
|
Pazartesi, 16 Nisan 2007 |
|
Sayfa 2 Toplam: 11
Birinci grup; evrensel anlamdaki avcılık tanımına uygun olarak, profesyonel seyahat acentaları tarafından yapılan av turizmine katılan yerli ve yabancı avcılar ile yine bu tanıma uygun hareket eden, ama av turizmi kapsamı dışında avcılık yapan (az sayıda da olsa belli bir kültürel ve ekonomik düzeye ulaşmış ) yerli avcılardan oluşmaktadır.
İkinci grup; evrensel anlamdaki avcılık tanımının tam tersine çoğunlukla, öldürme ve kendini tatmin etme güdüsüyle, çok ender olarak da beslenme güdüsüyle ve bilinçsizce avlanan avcılardan oluşmaktadır. “Türkiye’de bulunan 4.5 milyon civarındaki avcının” (Karakaya. 1995, 35) büyük çoğunluğunu oluşturan bu grup için avcılık, sorumluluktan uzak ve oldukça kolay olan bir uğraştır. Bu gruba giren avcıların yalnızca hayvan öldürmek amacıyla hareket eden, doğaya saygı göstermeyen insanlardan oluştuğu söylenebilir.
“Sürdürülebilir avcılık anlayışının” amaçları olarak belirtilen ölçütler göstermektedir ki; avcılık, ikinci grupta yer alan ve eline tüfek alan her insanın yapabileceği sıradan bir iş değildir. Avcılığı sıradan ve eline tüfek alan her insanın katılacağı bir faaliyet olmaktan çıkarabilmek ve “sürdürülebilir avcılık anlayışı”nı Türkiye’de geçerli kılabilmek için çok ciddi yasal düzenlemelere ivedilikle gereksinim duyulmaktadır. Geçmişten günümüze yapılan yasal düzenlemelerin kaçak, düzensiz ve bilinçsiz avlanmayı tam olarak engellediğini söylemek olası değildir. Bunun bir göstergesi olarak, yıllarca sürdürülen bu tip avlanmalar, çevre kirliliği, av hayvanlarının yaşam alanlarının yok edilmesi vb. gibi olumsuz dış etkiler sonucunda, Türkiye’nin bir çok bölgesinde yaşayabilen hayvanların bir kısmının tamamen yok olması ve bir kısmının ise çok dar alanlarda yaşamaya mahkum olmalarıdır. Örneğin; geyik, karaca, yaban keçisi, yaban koyunu gibi nadide av hayvanları, neredeyse nesli tükenecek derecede azalmışlardır (Umar: 1995,39).
Doğadaki varlıkların kendi doğal süreçleri dışında yok edilmeleri veya işlevlerinin yerine getirilmesinin engellenmesi, zincirleme bir etkiyle doğanın içinde var olan dengeyi bozabilmektedir. Örneğin; Denizlide Milli Parklar Av Yaban Hayatı Mühendisliğinin doğaya saldığı 300 sülün kuşu uyum sağlayamayıp tilkilere yem olunca, köylüler, tilkilerin yuvalarına zehirli yiyecek koyarak ölmelerine, tilkilerin ölmesi ise bölgedeki fare sayısının artmasına neden olmuştur. Bunun sonucunda sayıları artan fareler, ekili tarım arazilerine zarar vermeye başlamışlardır (Hürriyet Gazetesi, 10 Ağustos 1999).
Doğada yaban hayatı ve av hayvanları aleyhine bozulan dengenin tesisi, çoğu zaman olanaksız, olanaklı olduğunda ise çok pahalıya mal olmaktadır. Örneğin; Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Yellow Stone Ulusal Parkı’ndaki kurtların evcil hayvanları öldürdüğü gerekçesiyle bütünüyle insanlar tarafından yok edilmesi sonucunda, Yellow Stone Ulusal Parktaki doğal denge bozulmuş ve parkta yaşayan diğer hayvanlar, parkın kaldıramayacağı kadar aşırı çoğalmaya başlamıştır. Durumu fark eden yetkililer, parktaki eski doğal dengeyi yeniden kurabilmek için önemli miktarda para ve emek harcayarak Kanada’dan kurt getirtip, parkta çoğalmalarını sağlamışlardır (http://www.gorp.com/gorp/activity/wildlife/wol_rndp htm). Bu nedenle, Türkiye’de doğal dengenin korunabilmesi ve sürdürülebilmesi için gerekli yasal önlemlerin zamanında alınması ve etkin şekilde uygulanması, sürdürülebilir avcılık açısından önemli hale gelmektedir.
Av ve yaban hayvanlarının soylarının tükenmesini önlemek amacıyla, dünyanın pek çok ülkesinde koruma programları geliştirilmiş ve uygulamaya konulmuştur. Söz konusu bu koruma programları, bütün dünyada avcılığın ve av turizminin gelişmesinde önemli bir yer tutmaktadır (Ege: 1996, 54). Örneğin, Amerika Kıtası keşfedildiğinde sayıları birkaç yüz bin olarak öngörülen geyiklerin, sürdürülebilirlik ile uyumlu av turizmi uygulamaları sonucu, her yıl 12 milyona yakını avlanmasına karşın, şu andaki sayıları milyonlarla ifade edilmektedir. Bu göstermektedir ki; av turizmi, bu ülkedeki geyikleri tüketmemiş aksine çoğaltmıştır (Karakaya:1995, 138).
|